Şeker Portakalı, José Mauro de Vasconcelos
"Acılarım kaç gün sürecek Portuga?" "40 gün." "40 gün sonra geçecek mi?" "Hayır, alışacaksın..." s. 2
Şarkı söylemek de istemiyordum. İçimde şarkı söyleyen kuşum havalanmıştı. s. 6
Beni bilmiyordu. Ben onun için tanıdık bir yabancıydım. Beni unutmuştu. s. 8
Bazen beklemek lazım, en güzeli için. s. 8
İnce düşünen incinir. s. 8
“Totoca, çocuklar emekli midirler?” “Ne?” “Edmundo Dayı hiçbir iş yapmıyor ama para alıyor. Yani çalışmıyor ama belediye ona her ay para ödüyor.” “Bunda şaşılacak ne var?” “Çocuklar da bir şey yapmıyorlar; yemek yiyorlar, uyuyorlar, sonra da analarıyla babalarından para alıyorlar.” s. 9
Ne hüzün öldürür insanı ne de hasret. s. 9
"Ağlıyorsun..." "Geçer. “ s. 45
Hiçbir şey beklemiyorum. Böylece hayal kırıklığına uğramıyorum. s. 46
Uyuyalım. İnsan uyudu mu her şeyi unutur. s. 49
Senin yanındayken kimse bana zarar vermiyor ve kalbimde mutluluk güneş gibi parlıyor. s. 127
Seni yüreğimde canlandırarak öldürdüm. s. 145
Uzun uzun burnumu çektim. "Önemi yok, onu öldüreceğim!" "Ne diyorsun sen küçük; babanı mı öldüreceksin?" "Evet yapacağım bunu. Başladım bile. Öldürmek, Buck Jones'un tabancasını alıp güm diye patlatmak değil! Hayır. Onu yüreğimde öldüreceğim, artık sevmeyerek... Ve bi gün büsbütün ölecek." "Bu küçücük kafada ne büyük bir hayal gücü!" s. 159
Asıl acı, kalbi baştan aşağı sancılara boğan, insana sırrını kimselere anlatmadan ölmeyi arzulatan bir şeydi. s. 169
Onu düşünmekten kendimi alamıyorum, şimdi acının ne olduğunu gerçekten biliyordum. Ayağını bir cam parçasıyla kesmek ve eczanede dikiş attırmak değildi bu. Acı, insanın birlikte ölmesi gereken şeydi. Kollarda, başta en ufak güç bırakmayan, yastıkta kafayı bir yandan öbür yana çevirme cesaretini bile yok eden şeydi. s. 170
"Daha çok anlat," dedim. "Hoşuna gidiyor mu?" "Çok. Elimden gelse, seninle sekiz yüz elli iki bin kilometre hiç durmadan konuşurdum." "Bu kadar yola nasıl benzin yetiştiririz?" "Gider gibi yaparız."
