Kayıtlar

Soğuk Kazı, Birhan Keskin

Resim
Hatırlamaya çalıştığı bir cümlesi belki de hiç olmadı. s. 14 Bütün günüme bütün güneş düşse ne olur, Ne yazar üstümden bulut bütün yürüse. s. 17 Beni bu dünyaya ağzımda, Hoh, Bu zehirle bıraktığında Ben senin kötü olduğunu, Senin kötü olduğunu Anlamamak için, Çok çalıştım. s. 19 bir keredir ayrılık ve kulağında küpe artık s. 25 Dünya soğur, akşam serinlerken, Benim sensiz sevinecek bir şeyim yok. Kılı kırk yardım, altını üstüne getirdim, Ve işte en gümüş cümlem: İçimi açtım sana. İçini açmak için. s. 27 Her şey her şey terk etmiş seni  Bir taşın bir kumun gölgesi bile s. 28 Beni başka yağmurlar yıkamıştı, seni başka. s. 30 Ne çok isimle çağırdım ne çok şeyi! İnceciğim. Kırığım. Anla... Bu yüksekten bir düzlüğe indir beni. s. 33 Kalbimden ayağınaydı yolum, Gördüm, hep seni gördüm s. 34 Sonsuzluk, bilmiyoruz ki, belki de Şefkatli bir şeydir, ne bileceksiniz Taş karışmıştır dilime çoktan bağışlayın. ... Bazen benim sanırım bazen hiçkimsem yok. ... Siz bana yine de güzel bir şey anlatı...

Bahçıvan ve Ölüm, Georgi Gospodinov

Resim
Babam bahçıvandı. Şimdi bir bahçe. s. 5 Bir hikâye, yaşanmış ve kişisel olsa bile, bir kez dilden geçince, kelimelere bürüneceğim artık bize ait olmaktan çıkar, o artık gerçeklik kadar kurmacanın da düzenine aittir. s. 7 Çiçekler aslında ölülerin gizli periskopları değil midir? Acaba ölüler dünyayı toprağın altında çiçeklerin saplarından mı izlerler? s. 16 Bizi çocuk olarak hatırlayan son kişi de gittiğinde hâlâ var olduğumuz söylenebilir mi? s. 17 Kıyamet herkes için aynı anda kopmaz. s. 20 Hayatın bu kadar hasar verebilmesi insanı hayrete düşürüyor. s. 32 Bir ölümü anlatmak, onu yaşamaktan kolay değil. s. 68 Biz burada ne kadar mutsuz olduğumuzu bilmediğimiz için mutluyuz. s. 78 Birinin oksijeni daima diğerinin ateşini harlar. s. 79 Yaşayanlar ölülerin gözlerini kapatır, ölüler yaşayanların gözlerini açar. s. 89 Babamın beni arayıp yolların nasıl olduğunu sormadığı ve dikkatli sürmemi tembihlemediği ilk yolculuğum. Köy evine, beni kapının önünde karşılayıp eşyalarımı almadığı, bana...

Ariel ve Seçme Şiirler, Sylvia Plath

Resim
Bir tek feryadın yeter yataktan fırlamama, Viktoryen Geceliğim içinde çiçek gibiyim, hantalım inek gibi. Kedi ağzı gibi tertemiz açılır ağzın. s. 7 İnsanlar ya da yıldızlar Bana üzülerek bakıyor, sukût-ı hayâlim onlara. s. 9 Bir kadın olacağım yine, yüzümde gülümseme. Otuzumdayım daha. s. 12 Bununla üç etti. Ne pis iş bu Silip, yok etmek her on yılı böyle. ... Ölmek, Her şey gibi, bir sanattır, Bu konuda yoktur üstüme.  s. 13 Huzurlu olmayı öğreniyorum, bir başıma uzanmışken sessizce. Hiç kimseyim ben; patlamalarla bir ilgim yok. ... Her şeyin avucumdan kayıp gitmesine göz yumdum, adıma ve adresime İnatla asılmış otuz yaşında bir yük gemisiyim. s. 16 Ah öyle özgür, öyle özgür oluyor ki insan, bilemezsiniz - Huzurum öyle büyük ki afallarsınız, s. 17 Dibi bilirim, diyor. En büyük kökümden bilirim onu: Seni korkutur. Ben korkmam oradan: ben oraya gittim.  ... Bir gölgedir aşk. Nasıl da yalan söyler ağlarsın ardından, Dinle: bu onun toynakları: alıp başını gitti, at gibi. s. 21 Ve...

Pedro Páramo, Juan Rulfo

Resim
Yol çıkıyor ve iniyordu: "Gidip gelmeye göre çıkar ya da iner. Giden için çıkar; gelen için iner." s. 8 ... ve eğer ben sadece sessizliği duyuyorsam bunun nedeni herhalde henüz sessizliğe alışmamış olmamdır diye düşündüm; belki de kafamın içi hâlâ gürültü ve seslerle doluydu. s. 13 "(...) Anılarımın sesini ölümümün sesinden daha yakın bulacaksın; eğer zamanın herhangi birinde, ölümün bir sesi olmuşsa." s. 13 Hiçbir insandan asla nefret etmemek gerekir. s. 35 İnançlı olmakla ne kazandılar ki? Cennete mi gittiler? Ya da ruhları mı arındı? Ve ruhlarını ne diye arındırırlar ki, eğer son anda... s. 39 - Öldü mü? Neden peki? - Neden olduğu anlaşılamadı. Belki de üzüntüdendir. Sürekli iç çekerdi.  - Bu kötü bir şeydir. Her iç çekiş insanın yitirdiği bir yudum yaşamdır. s. 53  Yaşarken insana ayaklarını hareket ettirten yegâne şey, öldüğünde bu ayakların onu farklı bir yere götürecekleri beklentisidir; ama eğer bir kapı kapatılır ve açık kalan sadece cehennemin kapısı olur...

Eski Bahçe, Tezer Özlü

Resim
Ben belki de her gece aynı yerde oturuyorum. Düşünmemek için. s. 9 Onu bekledim. Gelsin. Elimi tutsun diye. s. 10 İnandığım hiçbir şey yok. s. 10 Bir şey söyle. Bitsin. Her şeyi bitirsin. İşin çok başındayız daha. Bitsin. s. 10 Uzun bir süredir gitmek istiyordum buralardan.  Nereye? Herhangi bir yere. Burada hiç kıpırdamadan ölmemek için. s. 15 Oysa o büyük evin içinde her birimizin uykularının ne büyük bir yalnızlıkta geçtiğini biliyorum. Ninem ölüm döşeğinde uzun süre yattı. Yatağı benimkinin tam karşısındaydı. Ben büyüyordum. O ölüyordu. s. 21 ... -her şey ölüyor. s. 25 İkimizin konuşabileceğimiz bir dil var, ama o ağır işittiği için beni duymuyor zaten. Duyabildiklerini de hemen sonra unutuyor. -Ne büyük bir mutluluk.- s. 25 hiç ölmeyeceğim işte ölüme ölmemekle karşı çıkıyorum ölmemek de bir çeşit ölüm mü s. 31 yazamıyorum bir araya getirdiğim harfler beni anlatmaktan uzak s. 38 insanlar mutlu günlerin önlerine geçiyorlar s. 39 neyi ya da  kimi bekliyorum güneş aynı güneş ...

Bir Noel Hikayesi, Alejandro Zambra

Resim
Her gün ilişki içinde olduğumuz nesneler dünyasında kitaplar muhtemelen en karmaşık olanıdır. s. 13 ... ve birden dünyanın tutkuyla dolup taşan bir yere dönüştüğünü hissettim. s. 32 "Çünkü insanlar her dakika her şeye sinir olur." s. 68 "(...) Biz editörler üç aşağı beş yukarı aynı işi yaparız. Silinip giden birer arkadaşız biz." s. 85

Sonsuz Günbatımı, Füruğ Ferruhzad

Resim
Ve bu benim Yani yalnız bir kadın Ve soğuk bir mevsimin eşiğinde Belirsizliği anlamanın başlangıcında, tüm yeryüzü varlığının s. 17 Ey sevgilim! Ey tek sevgilim! Ne çok kara bulut var güneşin şölenini kollayan! s. 19 Çıplağım ben, çıplağım, çırılçıplağım Sevgi sözcüklerinin arasındaki sessizlikler kadar çıplak Ve aşktan benim tüm yaralarım Aşktan aşktan aşktan! s. 21 Belki de konuk etmek için güneşi şamdan çiçeklerinin gurbetine Bir pencere, yeter bana s. 29 Hiçbir şey olmadığında, hiçbir şey olmadığında duvar saatinin tiktaklarından başka Anladım birden yolum yok yolum yok yolum yok Çılgınca sevmekten başka s. 30 - Gece mi gündüz mü? - Hayır, dostum. Sonsuz bir günbatımı. s. 33 Ve toprak Ölülerini kabul etmez oldu artık ... Kimse aşkı düşünmez oldu Kimse düşünmez oldu yengiyi Kimse Hiçbir şey düşünmez oldu artık s. 49 Herkes korkuyor Herkes korkuyor ama sen ve ben Ulaştık ışığa suya aynaya Ve korkmadık s. 54 Bizim seven ellerimizdir söz konusu olan Bir köprü kuran kokular, ışıklar ve ...

Kayıtsız Adam, Marcel Proust

Resim
... içinde olan biteni, kendisinden çekip koparılmış olan şeyi sezdiğinde anlayacaktı ancak. s. 32 Ona duyduğu aşkın nedenleri Madeleine'in kendisinden kaynaklanıyordu; ... s. 37 Onun yüzü, gülümsemesi, duruşu diğerlerinden daha hoş olduğu için sevmiyordu onu, tam da onu sevdiği için hiçbir yüzü, hiçbir gülümsemeyi, hiçbir duruşu onunki kadar hoş bulmadığı için seviyordu onu. s. 37 ... ona karşı bu son cilvesini esirgedi, kendine karşı bu son mağrurluğunu korudu. s. 39 Son anda, oraya vardığında onu harekete geçiren şey, gerçeği öğrenme arzusundan çok, Lepré'den başkalarına bahsetme ihtiyacıydı, onsuz olduğu her yerde onu boş yere anmanın bu üzücü cazibesiydi. s. 41 Eğer anlamak isteseydi, onu sevdiğini anlamasına yetecek kadarını söylemişti Madeleine. s. 44 Madeleine tek bir söz bekliyordu; Lepré söylemedi ve kadın ona şöyle dedi;  - Elveda! s.44

Mary Ventura ve Dokuzuncu Krallık, Sylvia Plath

Resim
"Herkes günün birinde evinden ayrılır. Herkes eninde sonunda ayrılıp gider." s. 11 Mrs. Ventura kırmızı rujlu dudaklarına mendilini değdirdi, bir şey söylemeye hazırlandı, sonra vazgeçti. Ne de olsa artık söylenecek bir şey kalmamıştı. s. 12 "Bir süre sonra alışıyor insan," dedi kadın, kendi kendine konuşur gibi. s. 26 "Eğer bilmezsen daha mutlu olursun." s. 32 "Dokuzuncu krallığa vardığın anda artık geri dönemezsin. Orası yokluğun, donmuş iradenin krallığı. Pek çok adı vardır oranın." s. 33

Stefan Zweig, Bir Çöküşün Öyküsü

Resim
Davranışları hafifmeşrep ve taşkındı; bunun yarısını kaygısızlığını göstermek için hesaplayarak, yarısına da alışkanlıktan yapıyordu. bu bütün yapmacık tavırlarını doğalmış gibi gösteren, hatta bu tavırları gerçekten içtenliğe dönüştüren dalgın ve tasasız hoppalığı gibiydi tıpkı. s. 2 Ne yapacağını bulamıyordu; içinde her şey susmuş, yüreğinin anlamlı müziği, anahtarı kaybolmuş müzikli saat gibi ölmüştü. s. 9 Tek bir insanın diğeri için neler ifade edeceğini hiç bilmemişti, çünkü hiç yalnız kalmamıştı. s. 13 Ama kimse yoktu ki burada, rol yapması gerekmiyordu, ilk kez kendisiyle baş başaydı. s. 14 O da kadınların çoğu gibi tümüyle başkalarının ruh halinden beslenirdi. Arzulandığı zaman güzeldi, zeki insanların arasında nüktedandı, gururu okşandığında kibirliydi, sevildiği zaman aşıktı. s. 33 Yakında öleceğim, bana acımayın. s. 40 Kadın, herhangi birinin özlemini çekiyordu, tıpkı gün ışıyana kadar soğuktan titreyerek sarınacağı bir palto gibi özlüyordu onu. s. 42 Hiçbir şey hissetmedi, ...