Kayıtlar

2024 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Dünya Hali, Engin Geçtan

Resim
  “Soren Kierkegaard’ın bir sözünü hatırlattı. Diyor ki, “Seçimler yoğun bir özgürlük anında yapılır” ve buna çok güzel bir ad vermiş, “kader sıçraması”. Seçim ile karar arasında fark olduğunu düşünüyorum; karar farklı bir olgu. Yani biz bir şeye karar verdiğimizi söylüyoruz. Özellikle hayatımızın önemli konularında. Ama aslında karar bilinç dışında verilmekte ve biz onun farkında olmuyoruz; bilince ulaştığı ânı karar ânı zannediyoruz.” s.25 “Goethe, “Yolculuğu bir yere varmak için değil, yolda olmak için severim” diyor.” s.30 “Engin Geçtan tek başına, yaşamın ısmarlanamazlığını anlatarak Milan Kundera’ya atıfla, “Hayat bir kere yaşandığı için yargılanamaz” diyor. Iching felsefesinin, “Ölüm, bir hayatın başına konulan taçtır” görüşünü “Ama, hakkını vererek yaşanmış olan hayatın” diye pekiştiriyor.” s.45 “Çoğumuz, özellikle geleceği ipotek altına alarak yaşamımızı denetleme eğilimindeyiz. Bilinmeyenden hepimiz biraz korkuyoruz fakat, bizim için iyi olmadığı halde, alıştığımız ...

Hamlet, William Shakespeare

Resim
-Sen misin gelen? -Benim, ama ne kaldıysa benden. s. 2 Her yaşayan ölür, sonsuzluk hepimizin sonu, Olağan bir şey bu. s. 11 Ölçülü kal sevginde, kaptırma kendini. s. 20 Herkese kulağını ver, sesini verme. Herkese akıl danış, kendi aklını sakla. s. 22 Kendi içindeki dikenler kanatsın vicdanını! s. 32 İnanma istersen yıldızların yandığına, Güneşin döndüğüne inanma, Doğrunun ta kendisini yalan bil, Ama seni sevdiğime inan Ophelia. s. 48 Doğrunun nerde olduğunu bulur çıkarırım, Doğru yerin dibinde saklı da olsa! s. 50 Herkese layığına göre davranacak olursan kim kırbaçtan kurtulabilir ki? Onlara kendi şeref ve payenize göre davranın; ne kadar azına değseler de o kadar fazla vermek sizin ihsanınızdır. s. 64 Eski bir inanışa göre: ''Her iç çekişte kalp bir damla kan kaybedermiş.'' s. 73 Buzlar kadar el değmedik, karlar gibi temiz de olsan çamur atılmaktan kurtulamayacaksın. s. 74 Kadınlar ne kadar severse o kadar korkar. s. 84 Düşen büyük adamı en sevdiği unutur, Yükselen zü...

Kırmızı Kitap, Carl Gustav Jung

Resim
Hayat bütünüyle kuşatılmış ve zincirlenmiş. Bir çeşit ekonomik kadercilik hakim; her bir bireye istese de istemese de belirli bir rol biçilmiş ve bu rolle birlikte karakteri ve çıkarları atanmış. Sürekli karşımıza çıkan en önemli soru şu: Bir yerlerde bu duruma bir son verebilecek kadar büyük bir güç var mı? Eğer yoksa, insan bu durumdan nasıl kurtulabilir? s. 2 Jung daha önce hiç yaşamadığı bir mutluluk ve rahatlama hisseder. Bunun “doğrudan İncil’in ve Kilisenin üzerinde olan her şeye kadir, yaşayan Tanrı” deneyimi olduğunu hisseder. Tanrı’nın karşısında tek başına olduğunu ve gerçek sorumluluğunun işte o zaman başladığını anlar. Babasının yoksun olduğu şeyin, Kilise’nin ve İncil’in dışındaki bu yaşayan Tanrı’yı dolaysız ve doğrudan hissetme deneyimi olduğunu fark eder. Bu seçilme duygusu ilk Komünyonu sırasında Kilise konusunda bir hayal kırıklığı daha yaşamasına neden olur. Ona bunun büyük bir deneyim olacağı söylenmiştir. Oysa hiçbir şey olmaz. Şu sonuca varır: “Benim için bu, din...

Sessiz Bahar, Rachel Carson

Resim
Sessiz bir bahardır, bu bahar. Bir zamanlar sabahları, saka kuşları, kedi kuşları, kumrular, alakargalar, çalıkuşlarının şafak korosu ve diğer kuş seslerinin partisyonları ile canlanırken, şimdi hiç ses yoktur. sessizlik kaplamıştır tarlaları, ormanları ve bataklıkları... s. 2 İnsanlar geleceği görme ve önlem alma yeteneklerini kaybettiler. Dünyayı yok ederek kendi sonlarını da hazırlıyorlar. s. 3 Bu felaket kurbanı dünyada hayatın yeniden doğuşunu susturan ne kötü bir büyü ne de düşman saldırısıydı. İnsanlar bunu kendileri yapmışlardı. s. 3 Albert Schweitzer'in dediği gibi 'ademoğlu kendi yarattığı şeytanın farkına bile zor varır.' s. 4 Dünyanın günümüze kadarki tüm ömrü göz önüne alındığında, yaşamın çevreyi değiştirmesi biçimindeki karşıt etki, göreceli olarak çok az sürmüştür. Sadece bu yüzyılın temsil ettiği dönem, dünyanın doğasını değiştirebilecek derecede önemli bir güç kazanmış olan bir canlı türüne sahiptir - insan! s. 5 Doğayı emrimiz altına almak istiyoruz. Oysa...

Biraz İnanç, Mitch Albom

Resim
İnanç, uygulamayla ilgili bir şeydir. Sen nasıl yaşarsan, öylesindir. s. 49 Dinlerin çoğu savaşa karşıdır, ama din kadar hiçbir şey için savaşılmamıştır. s. 91 Yarın için endişelenmeyin, çünkü yarın kendisi için endişelenir. s. 135

Kaplanı Uyandırmak & Travmayı İyileştirmek, Ann Frederick

Resim
Bedenin hareket gücünü artıran, azaltan,  sınırlayan ya da genişleten her şey, zihnin hareket gücünü artırır, azaltır, sınırlar ya da genişletir. Ayrıca zihnin hareket gücünü artıran, azaltan, sınırlayan ya da genişleten her şey, bedenin hareket gücünü artırır, azaltır, sınırlar ya da genişletir. Spinoza s.15 Travma modern hayatın her yanına nüfuz eden bir olgu. Sadece askerler ya da taciz veya suistimal kurbanları değil, çoğumuz travmatize olmuşuzdur. Travma hem kaynakları hem de sonuçları açısından geniş çaplıdır ve genellikle kendisini bilincimizden saklar. s.29 Bizler hissetme, tepki verme ve yansıtma olguları bakımından içgüdüsel varlıklarız ve en yıpratıcı travmatik yaralanmalarda bile kendimizi iyileştirebilecek içsel potansiyele sahibiz. s.29 Söz konusu yüklü güçleri serbest bırakmayı başaramadığımızda travma kurbanı oluyoruz. Genellikle başarısızlıkla sonuçlanan enerjiyi boşaltma girişimlerimiz sayesinde de aynı enerjiye takılı kalıyoruz. Tıpkı bir ateş böceğinin ateşe çek...

Kitleler Psikolojisi, Gustave Le Bon

Resim
Bireylerin bilinçli faaliyetinin yerine geçen kitlelerin bilinçsiz eylemi, içinde bulunduğumuz çağın alametifarikalarından biridir. s. 9 Medeniyetlerin yenilenmesinin kaynağı olarak önem teşkil eden değişiklikler, yalnızca fikirlerde, kavramlarda ve inançlarda devinen değişikliklerdir. s. 15 İlk yapılan telkin derhal sirayet yoluyla bütün zihinlere kendisini kabul ettirir ve hemen yönünü belirler. Telkin olunan kimselerde sabit fikir fiil haline gelmeye hazırdır. s. 19 Deneyim onlara, insanların hiçbir zaman saf aklın kılavuzluğunda hareket etmediğini öğretmemiştir henüz. s. 22 Kendi duygularında uçlara varan kitle yalnızca aşırı duygulardan etkilenir. Kitleyi baştan çıkarmak isteyen bir konuşmacı, şiddetli ifadeleri istismarcı bir şekilde kullanmalıdır. Abartma, onama, tekrarlama ve asla akıl yürütme yoluna başvurmama: Bunlar, kamusal mitinglerde söz alan konuşmacıların bilinen argümantasyon yöntemleridir. s. 52 Yalnızca ilahi bir varlığa tapınıldığında değil; ruhun tüm kaynakları, ir...

İnsanın Acısını İnsan Alır, Şükrü Erbaş

Resim
Burada mutluluk kişiliksiz bir duyguyken, uzaklarda acı bile yaşama bağlıyordu insanı. Durduğu yerde değersiz bir bütün olarak kalmaktansa, parçalana parçalana gitmenin büyük doğruluğuna inandırmıştı kendini. s. 10 Kimsenin sesinde bulut yok, kanat yok, rüzgâr yok; bir hızar sesiyle konuşuyor artık herkes. Kalbinle donattın önce gövdemi, sonra aşkın nasıl bir yoksulluğa dönüştüğünü gösterdin. Sevinçler bitti, kapı zilleri bitti. Ne bir yere giden var, ne gelenlerin yüzünde bir iyilik. Senden başka anısı yok döndüğün yerlerin. Tükeniş, kendini yokluğunla tanımlıyor. s. 14 Kâküllerine düşen çiy tanelerini topladım sabaha karşı. Doğan günden kırmızılar sürdüm yanağına. Saçının telinden tırnağının ucuna dek öptüm incelikle. Sonra alıp yanlızğımı yanıma, biraz daha tutkun, biraz daha iyimser, döndüm yeniden bıraktığın boşluklara. s. 15 ardımızda bıraktığımızı sandığımız, ikide bir önümüze geçen geçmişimiz. ayrılıkla beslenen göğsümüzdeki boşluk ... 'aralık kapılardaki rüzgâr...

Kendini İyileştirme İşi Nasıl Yapılır?, Nicole Lepera

Resim
İnsanın evrimi bilincinin evrimidir. Her şeyde nesnel bilinçle mevcut olmayı görmek ve hissetmek mümkündür. Bu olayı bilimsel ve felsefi yoldan bir tür sisteme oturtma girişimleri bir yere varmaz çünkü insan ayrı olgulardan yola çıkarak bütünün ideasını yeniden kuramaz. s. 7 Gerçek şudur: Çok azımız aslında olduğumuz kişiyle gerçek bir bağlantıya sahibiz, ama başkalarının tüm o kendine ihanet katmanlarının altındaki temel benliğimizi görmesini isteriz. s. 53 Dissosiyasyon (kopma)- sürekli strese maruz kalma ve bunalma nedeniyle çevremizden fiziksel ve zihinsel olarak kopmamızı sağlayan bir başa çıkma mekanizması. Kişi fiziksel olarak orada olsa da zihinsel olarak gitmiştir. s. 68 Hayatlarını çocukları aracılığıyla yaşayan ebeveyn figürlerinin derinlere yerleşmiş ıstıraplı inançları "başarısız" ve bir şekilde yetersiz olduklarıdır ve sıklıkla bu çekirdek inancı çocuklarına yansıtırlar. s. 80 Hepimiz çözülmemiş travmalar taşıyoruz. s. 87 Belli bir düşünceyi defalarca düşünme al...

Lila, Marilynne Robinson

Resim
İnsan olup bitenlerin öyle ya da böyle sona ereceğini bildiğinde, bunlardan bir an önce kurtulmayı isteyebilirdi. s. 27 Bu dünyada şuracıkta yanımda oturmasını arzuladığım tek insan sensin. Düşündüğüm bir şey değil bu, bildiğim bir şey. Sanırım hiçbir şeyi açıklamaya yetmiyor yine de. s. 34 “Bu eski evde epey üzüntü yaşanmıştır” dedi adam. “Kimisi bana aittir. Kimisi de bana ait olsun istediklerim.” s. 39 Böylesine güzel bir varlığın, böylesine kısa ömürlü oluşuna ağladık. s. 43 Bir hayatın suretiydi yaşadığı, çünkü bu hayatta yapayalnızdı. s. 86 Kahrolası yalnızlıkla gül gibi geçinip gidiyordum ben. Hayatımın geri kalanına o şekilde devam etmeyi düşünüyordum. Derken o sabah seni gördüm. Yüzünü gördüm. s. 105

Sahilde, Ian McEwan

Resim
  “…acımasız bir kişilik, yalın fırsatçılık ve şans, milyonların kaderini değiştirebilirdi…” s. 13   Aşık olmak ve bunu söylemek bir özgürlüktü. s. 40   Kendisinin hissettiği, hem acı hem de zevk veren ayrıksılığı bir başka kişinin de hissedebileceği hiç aklına gelmiyordu. s. 49   İnsanın bedeninin bazen duygularına dair yalan söylememesi ya da söyleyememesi utanç verici. Görünüşü kurtarmak için kim kalbinin atışlarını yavaşlatabilmiş ya da yüzünün kızarmasının önüne geçebilmiş ki? s. 55   Tarihimiz ve doğamız bizi her zaman yok olmamızın düşünü kurmaya mahkûm etmez miydi? s. 73   Elindeki pantolon ağır geliyor, gülünç görünüyordu, bir ucundan birleşmiş bu paralel uzayan kumaş borular, son yüzyılın bu zorunlu modası. Onları giyerse toplum içine, sorumluluklarına ve utancının gerçek derecesine geri dönecekmiş gibi geliyordu. s. 81   Bir hayatın bütün gidişi işte böyle değiştirilebilirdi — hiçbir şey yapmayarak. s. 101