Kırmızı Kitap, Carl Gustav Jung
Hayat bütünüyle
kuşatılmış ve zincirlenmiş. Bir çeşit ekonomik kadercilik hakim; her bir bireye
istese de istemese de belirli bir rol biçilmiş ve bu rolle birlikte karakteri
ve çıkarları atanmış. Sürekli karşımıza çıkan en önemli soru şu: Bir yerlerde
bu duruma bir son verebilecek kadar büyük bir güç var mı? Eğer yoksa, insan bu
durumdan nasıl kurtulabilir? s. 2
Jung daha önce hiç
yaşamadığı bir mutluluk ve rahatlama hisseder. Bunun “doğrudan İncil’in ve
Kilisenin üzerinde olan her şeye kadir, yaşayan Tanrı” deneyimi olduğunu
hisseder. Tanrı’nın karşısında tek başına olduğunu ve gerçek sorumluluğunun
işte o zaman başladığını anlar. Babasının yoksun olduğu şeyin, Kilise’nin ve
İncil’in dışındaki bu yaşayan Tanrı’yı dolaysız ve doğrudan hissetme deneyimi
olduğunu fark eder. Bu seçilme duygusu ilk Komünyonu sırasında Kilise konusunda
bir hayal kırıklığı daha yaşamasına neden olur. Ona bunun büyük bir deneyim
olacağı söylenmiştir. Oysa hiçbir şey olmaz. Şu sonuca varır:
“Benim için bu, dinin
olmaması ve Tanrı’nın yokluğuydu. Kilise artık gidebileceğim bir yer değildi.
Orada benim için artık hayat değil, ölüm vardı". s. 4
“1902 yılında eşi ve beş
çocuğunun annesi olacak Emma Rauschenbach’la nişanlandı. Jung bu zamana dek bir
günlük tuttu. Günlüğündeki son yazılardan olan Mayıs 1902 tarihli notta şöyle
yazmıştı: “Artık kendimle yalnız değilim, korkutucu-güzel yalnızlık duygusunu
ancak yapay olarak anılarımda çağırabiliyorum. Bu da sevginin karanlık yüzü.”
Jung için evliliğinin anlamı alıştığı yalnızlığından uzaklaşmasıydı.” s. 8
Dönemin Janet ve Adolf
Meyer gibi çeşitli farklı psikiyatr ve psikologları gibi, Jung’a göre de ruhsal
hastalık akıl sağlığından bütünüyle ayrı bir şey olarak değil, yelpazenin en uç
noktası olarak görülüyordu. s. 10
Adeta kendi yaptığım bir
akıl hastanesinde yaşıyordum. Sentorları, nimfaları, satirleri, Tanrı ve
tanrıçaları, tüm o düşsel figürleri birer hastaymış ve ben onları analiz
ediyormuşum gibi ele alıyordum. Bir Yunan ya da Afrika söylencesini sanki bir
akıl hastası bana hastalık geçmişini anlatıyormuş gibi okuyordum. s. 11
"Rüyalar bireyin
ahlaki çatışmalarını çözme çabalarıydı. Bu nedenle yalnızca geçmişe işaret
etmiyor, aynı zamanda geleceğe yol hazırlıyordu." Alphonse Meder s. 13
Buna bir şekilde
katlanmış olmam vahşi bir güç meselesiydi. s. 35
Mandalanın aslında ne
olduğunu ancak şimdi görüyorum: "Oluşum, dönüşüm, sonrasız zihnin sonrasız
eğlencesi." Ve bu da benliktir, kişiliğin bütünlüğüdür ve her şey yolunda
olduğunda ahenklidir ama kendini kandırmaya gelemez. Benim mandala imgelerim
benliğimin bana her gün bildirilen durumunun şifreli yazılarıydı. s. 39
Liber primus:
"Olacakların Yolu"
Liber secundus:
"Hataların İmgeleri"
Liber tertius:
"Sınamalar" s. 41
Jung'a göre kişisel ve
kolektif psişeyi birbirinden ayırt etmek zor bir görevdi. İnsanın karşısına
çıkan etkenlerden biri persona, yani 'maske" ya da "roldü." Bu
da kolektif psişenin yanılgıyla kişisel olarak görülen kesitine karşılık geliyordu.
Bu çözümlendiğinde kişilik kolektif psişeye çözülüyor, bu da bir dizi
fantezinin ortaya çıkmasına yol açıyordu: "Mitolojik düşünme ve duyguyu
barındıran hazinelerin kilidi açıldı." Bu durum ile delilik arasındaki
fark, bunun kasıtlı olmasıydı.” s. 45
"Bireylerin kolektif
psişenin içeriğini alması ve bunları kişisel nitelikler olarak görmesi ile
birlikte aşırı üstünlük ve aşağılık durumları yaşadığını yazmıştı. Kişisel ile
kolektif psişenin birleşmesinden ortaya çıkan ve analizin tehlikelerinden birini
oluşturan bu durumu anlatmak için Goethe ve Alfred Adler'den ödünç aldığı
'tanrı-gibi-olma' terimini kullanıyordu." s. 45
İçsel olanla uyum kurmak
için bireyselleşmek gerekiyordu ve bu da başkaları ile uyum kurmanın
karşıtıydı. Bu gerekliliği karşılamak ve dolayısıyla uymacılıktan kopmak
kefaret ve yeni bir “kolektif işlev” gerektiren trajik bir suçluluk duygusu
doğuruyordu çünkü birey toplumda bulunmayışının yerine koyacağı değerler
üretmeliydi. Bu yeni değerler kişinin kolektifi telafi edebilmesini sağlıyordu.
s. 46
Jung'a göre Fransız
devriminin başlattığı us ve kuşkuculuk çağı dini ve usdışılığı bastırmıştı. Bu
da ciddi sonuçlar doğurmuş, usdışı lığın temsili olarak dünya savaşı patlak
vermişti. Dolayısıyla usdışını psikolojik bir etken olarak kabul etmek tarihsel
bir gereklilikti. Usdışı biçimlerin kabulü Liber Novus'un ana temalarından
biridir. s. 50
İlk yol, kişide bu yönde
bir kabiliyet varsa sanatsaldır; ikincisi felsefi kuramsal düşünmedir;
üçüncüsüsü sapkınlığa ve tarikatlara öncülük eden yarı dinseldir; bu imgeleri
kullanmanın dördüncü yolu da bunları hovardaca israf etmektir. s. 53
Jung'a göre ruhta,
bilinçli tutumda eksik olan, personayı tamamlayıcı nitelikler bulunur. Ruhun
tamamlayıcı niteliği aynı zamanda cinsel karakterini de etkilemiştir. Bu
nedenle erkekte kadınsı ruh -ya da anima- ve kadında erkeksi ruh -ya da
animus- bulunur. Bu da erkek ve kadınlarda hem erkeksi hem de kadınsı
özellikler bulunması olgusuyla örtüşür. s. 53
Kurtarıcının doğuşu tam
da en beklenmeyen yerde, çözümün en olanaksız olduğu yerde meydana geliyor. s.
95
Bitkiler gibi insanlar da
büyür, kimi aydınlıkta kimi de gölgede. Pek çokları ışığa değil karanlığa gerek
duyar. s. 98
Yüce anlam büyük ve
küçüktür, yıldızlı gökler kadar geniş, canlı bir bedenin bir hücresi kadar
dardır. Yüce anlam başlangıç ve sondur. Öteye geçmenin ve tamamlamanın
köprüsüdür. s. 98
Bir şeyi anlamak yola
dönüşün köprüsü ve olanağıdır. Bir şeyi açıklamaksa zorbalık, hatta bazen
cinayettir. Bilginler arasındaki katilleri saydın mı? s. 99
Konuşmam kusurlu.
Sözlerle ışıldamak istediğimden değil, o sözleri bulmak olanaksız olduğu için
imgelerle konuşuyorum. Derinlerden gelen sözleri başka hiçbir şeyle ifade
edemem. s. 100
Bu çağın insanı,
kahkahanın tapınmaktan daha aşağı olduğuna mı inanıyorsun? Ölçün, ölçerin
nerede? Kahkahaya ve tapınmaya yaşamın toplamı karar verir, senin yargın değil.
s. 100
Yol içimizde, tanrılarda
değil, öğretilerde ya da yasalarda da değil. Yol, doğruluk ve yaşam içimizde.
s. 102
Ne acı, örneklere göre
yaşayanlara! Yaşam onlarla değil. Bir örneğe göre yaşıyorsanız, o örneğin
hayatını yaşıyorsunuz demektir, oysa sizin hayatınızı sizden başka kim
yaşayabilir? O zaman kendinizi yaşayın.
s. 102
Güç güce karşı durur,
kibir kibre, sevgi sevgiye. İnsanlığa onur verin ve yaşamın daha iyi yolu
bulacağına güvenin. Tanrılığın bir gözü kördür, Tanrılığın bir kulağı sağırdır,
varlığının düzeni kaosla kesişir. O halde dünyanın topallığına karşı sabırlı olun
ve tamamına ermiş güzelliğe aşırı değer vermeyin. s. 103
Yine de bir şeyi
bilmelisin; öğrendiğim bir şey, insanın bu hayatı yaşamasının gerektiği. Bu
hayat yoldur, bizim tanrısal diyeceğimiz akıl sır ermez olana giden, nicedir
aranan yoldur. Başka yol yok, diğer tüm yollar yanlış izde. Ben doğru yolu
buldum, o beni sana, ruhuma getirdi. s. 104
Dostlarım, ruhu beslemek
bilgeliktir, yoksa yüreğinizde ejderler ve şeytanlar beslersiniz. s. 106
Kalbin bilgisi kitaplarda
değildir ve hiçbir öğretmenin ağzında bulunmaz. s. 109
Jung, 1931 yılında, anne
babaların yaşanmamış hayatlarının çocukları üzerindeki hastalık yapıcı
etkilerine değinmiştir: “Çocuk üzerindeki en güçlü ruhsal etki genellikle anne
babanın yaşanmamış hayatlarıdır." s. 110
Size yararlı olacak her
şeyi veren bereketli toprağın kendiniz olduğunu bilmiyor musunuz? s. 114
Anlam olmayan yerde ne
var? Bana kalırsa salt anlamsızlık ve çılgınlık. s. 114
"Tek bir yasa var. o
da senin yasandır. Tek bir doğru var, o da senin doğrundur" s. 115
Yazgı ne zor? Ruhuna
doğru bir adım atarsan, önce anlamdan yoksun kalacaksın. Anlamsızlığa, sonsuz
düzensizliğe gömüldüğüne inanacaksın. Haklı da olacaksın! Hiçbir şey seni
düzensizlikten ve anlamsızlıktan kurtarmayacak çünkü bu, dünyanın diğer yarısı.
s. 115
Kapıyı açmaktan korkuyor
musunuz? Bende korkmuştum çünkü tanrının korkunç olduğunu unutmuştuk. Hz İsa
şöyle düşündü: Tanrı sevgidir. Ama sevginin de korkunç olduğunu bilmelisiniz.
s. 115
İnsanın kendiyle olması
yalnızlık mı? Yalnızlık ancak benlik bir çöl olduğunda gerçek. Çölü bir bahçeye
çevirmem de mi gerekiyor? Terk edilmiş topraklarda mı oturmalıyım? Yabanın
esintili büyülü bahçesini mi açmalıyım? Beni çöle yönelten ne ve orada ne orada
ne yapmam gerekiyor? Ruhum benimle konuştu ve şöyle dedi: "Bekle."
Acımasız sözü duydum. Azap çöle ait. s. 117
Sen hazzın peşindesin.
Sabrın nerede? Zamanın henüz dolmadı. s. 119
“Senin kabın olduğumu,
sensiz boş kaldığımı, seninle dolup taştığımı bilmiyordum.” s. 120
Kalbin yerine geçen akıl
kadar ikiyüzlü bir fahişe yoktur. s. 122
Eskilerin bize imgelerde
öğrettiğine dikkat et; delilik tanrısaldır. s. 124
“Yaşam bize olaylardan
değil bizden gelir. Olan olaylar hep aynıdır. Oysa insanın yaratıcı
derinlikleri her zaman aynı değildir. Olaylar hiçbir şey göstermez, yalnızca
bizi gösterir. Olayların anlamını biz yaratırız. Anlam yapaydır, her zaman
öyleydi. Onu biz yapıyoruz. Bu yüzden de kendi içimizde olayların anlamını
arıyoruz ki gelecek olanın yolu görünür olsun ve yaşamımız yeniden akabilsin.”
S. 127
"Yetersizliği ile
yaşamayı öğrenen çok şey öğrenmiştir." S. 130
